Giriş ve Amaç
Üroloji, cerrahi prosedürlerin sıklığı ve komplikasyon riskleri nedeniyle malpraktis davalarına özellikle yatkın bir uzmanlık dalı olarak değerlendirilmektedir. Malpraktis davaları, hekimler üzerinde yalnızca psikolojik etkiler yaratmakla kalmamakta, aynı zamanda onları “defansif tıp” uygulamalarına yöneltmektedir. Bu uygulamalar, potansiyel davalardan korunmak amacıyla yapılan, tıbbi gerekliliği şüpheli testler isteme (güvence davranışı) veya yüksek riskli hastalardan kaçınma (kaçınma davranışı) şeklindeki tutumları kapsamaktadır. Ayrıca, hekimlerin kendilerine veya meslektaşlarına açılan davalar sonucu yaşadığı anksiyete, depresyon ve travma sonrası stres bozukluğunu andıran semptomlar bütünü, literatürde Malpraktis Stres Sendromu (MSS) olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye’deki ürologlar arasında MSS prevalansını, defansif tıp uygulamalarının yaygınlığını ve bu durumların demografik ve mesleki değişkenlerle ilişkisini incelemektir.
Gereç ve Yöntem
Bu prospektif, kesitsel ve tanımlayıcı çalışma, Haziran-Temmuz 2025 tarihleri arasında Türkiye’de aktif olarak çalışan ürologlar ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, CHERRIES (Checklist for Reporting Results of Internet E-Surveys) yönergelerine uygun olarak hazırlanan çevrimiçi anketler aracılığıyla toplanmıştır. Çalışmaya katılan 152 ürolog, demografik verilerin yanı sıra malpraktis deneyimleri, dava süreciyle ilişkili anksiyete düzeyleri ve defansif tutumları sorgulayan maddeleri yanıtlamıştır. Defansif tıp uygulamalarının değerlendirilmesinde, geçerliliği kanıtlanmış “Defansif Tıp Tutum Ölçeği”nin Türkçe versiyonu kullanılmıştır.
Bulgular
Çalışmaya katılan 152 ürolog arasında en büyük yaş grubu %32,9 ile 30-39 yaş aralığı olup, katılımcıların %44,7’si 20 yıl ve üzeri mesleki deneyime sahiptir. Çalışmadan elde edilen temel klinik ve istatistiksel veriler şöyledir:
Malpraktis Deneyimi ve Anksiyete:
Katılımcıların %73’ü kişisel olarak veya bir meslektaşı aracılığıyla malpraktis davası deneyimi yaşadığını bildirmiştir. Hekimlerin %91,4’ü malpraktis davası ile karşılaşma ihtimaline dair korku veya anksiyete taşıdığını belirtmiştir. Devlet hastanelerinde çalışan hekimlerin anksiyete düzeyleri, diğer kurumlara kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p = 0.025).
Defansif Tıp Yaygınlığı:
Katılımcıların tamamı (%100) mesleki pratiklerinde en az bir defansif tıp uygulaması gerçekleştirdiklerini beyan etmiştir. En sık bildirilen davranışlar arasında; endikasyon dahilinde ilaç reçete etme ve tıbbi prosedürleri hastalara daha detaylı açıklama (%90 üzeri) yer almaktadır.
Yüksek Riskli Hastadan Kaçınma:
Yüksek tazminat ödeme korkusu ile dava açma ihtimali yüksek görülen hastalardan kaçınma (p = 0.032) ve kompleks tıbbi sorunları olan hastalardan kaçınma (p < 0.001) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Ayrıca malpraktis anksiyetesi yüksek olan hekimlerin, kompleks vakalardan (p = 0.016) ve dava açma riski yüksek hastalardan (p = 0.003) kaçınma eğiliminde oldukları gözlenmiştir.
Mesleki Deneyim ve Akademik Unvan İlişkisi:
Kıdemli hekimler ve akademik unvanı yüksek olanların, hastalarla daha fazla zaman geçirme eğiliminde oldukları belirlenmiştir (p = 0.012 ve p = 0.014).
Kayıt ve Onam Süreçleri:
Malpraktis davası deneyimi olan hekimlerin, daha detaylı hasta kaydı tuttukları (p = 0.023) ve aydınlatılmış onam formlarına daha fazla önem verdikleri (p = 0.032) saptanmıştır.
Sonuç
Çalışma, Türkiye’deki ürologlar arasında malpraktis kaynaklı stres ve defansif tıp uygulamalarının son derece yaygın olduğunu ortaya koymaktadır. Malpraktis tehdidi, hekimler üzerinde ciddi bir psikolojik yük oluşturmakta ve klinik karar verme süreçlerini doğrudan etkileyerek, hekimleri “pozitif” (ek tetkik isteme, detaylı kayıt) ve “negatif” (riskli hastalardan kaçınma) defansif davranışlara yöneltmektedir. Özellikle yüksek tazminat korkusunun, kompleks vakaların yönetiminden kaçınılmasına yol açması, hasta bakım kalitesi açısından kritik bir sorundur. Hekimlerin üzerindeki bu baskıyı hafifletmek ve defansif uygulamaları azaltmak için yasal düzenlemelerin iyileştirilmesi ve kurumsal düzeyde profesyonel medikolegal ve psikososyal destek mekanizmalarının hayata geçirilmesi elzemdir.



