Giriş
Holmiyum lazer prostat enükleasyonu (HoLEP), benign prostat hiperplazisinin (BPH) cerrahi tedavisinde prostat hacminden bağımsız olarak uygulanabilen ve kanama riski yüksek, medikal açıdan komplike hastalarda dahi ulusal kılavuzlarca önerilen etkili bir yöntemdir. Amerika Birleşik Devletleri’nde HoLEP kullanım oranları son yıllarda artış göstermesine rağmen, cerrahın öğrenme eğrisi (yaklaşık 25-50 vaka arası) işlemin yaygınlaşmasının önündeki en büyük bariyerlerden biri olmaya devam etmektedir ve postoperatif stres inkontinans oranlarının cerrahın bu öğrenme süreciyle doğrudan ilişkili olduğu gösterilmiştir. Postoperatif üriner inkontinans, alternatif cerrahi yöntemlerin değerlendirildiği aşamada hasta seçimi açısından majör bir kısıtlılıktır. Bu çalışmanın amacı, çok sayıda cerrahı ve pratiği barındıran geniş çaplı bir ulusal veri tabanı kullanılarak, HoLEP sonrası gelişen uzun dönem üriner inkontinans insidansını ve başta ikincil üriner inkontinans cerrahileri (ÜİC) olmak üzere uygulanan sekonder müdahaleleri nicel olarak karakterize etmektir.
Yöntem
Bu araştırma, Amerika Birleşik Devletleri’nde 104 farklı sağlık organizasyonunun (yaklaşık %70-80’i akademik merkez) klinik verilerini (elektronik sağlık kayıtları, tanılar, prosedürler ve reçeteler) barındıran “TriNetX LLC Research Network” kullanılarak retrospektif olarak dizayn edilmiştir. 2007 ile Temmuz 2025 tarihleri arasındaki veriler taranarak, HoLEP prosedürü (CPT 52649) uygulanan 18-90 yaş aralığındaki erkek hastalar çalışmaya dahil edilmiş, malignite öyküsü olan prostat kanseri vakaları ise kohorttan dışlanmıştır. Hastaların operasyon öncesi 1 yıl ile operasyon sonrası 2 yıllık dönemdeki inkontinans tanıları, üriner antispazmodik kullanımları ve ikincil müdahaleleri (artifisyel üriner sfinkter [AUS], erkek sling, kemodenervasyon için sistoüretroskopi ve üretral bulking materyal enjeksiyonu) ICD ve CPT kodları üzerinden analiz edilmiştir.
Bulgular
Veri tabanı taraması sonucunda kriterleri karşılayan toplam 11.559 HoLEP hastası saptanmış olup ortalama yaş 70,5 olarak bildirilmiştir. Preoperatif dönem (operasyon öncesi son 1 yıl) değerlendirildiğinde, hastaların %20,7’sine (2391 hasta) üriner inkontinans tanısı konduğu, %16,6’sına (1921 hasta) üriner antispazmodik reçete edildiği ve %55’inde preoperatif üriner retansiyon tablosu bulunduğu görülmüştür.
Önemli klinik sonuçlar ve postoperatif morbidite verileri şu şekildedir:
- Postoperatif ilk 3 aylık süreçte tespit edilen kısa dönem üriner inkontinans tanı oranı %10,3 (1185 hasta) seviyesindedir.
- Takip süresi uzadıkça bu klinik tablonun gerilediği ve operasyon sonrası 1. ile 2. yıllar arasındaki süreçte kalıcı inkontinans oranının %4,8’e (551 hasta) düştüğü saptanmıştır.
- HoLEP sonrası 2 yıllık takip periyodunda uygulanan ikincil inkontinans cerrahisi insidansları oldukça düşüktür; kemodenervasyon için sistoskopi %0,8 (90 hasta), AUS veya sling implantasyonu %0,1 (13 hasta) ve üretral bulking %0,10 (10 hasta) oranında gerçekleşmiştir.
- Postoperatif dönemde kemodenervasyon işlemi uygulanan hastaların, preoperatif dönemde anlamlı düzeyde daha yüksek oranda urge inkontinans tanısına sahip olduğu ve fazla kilolu/obezite tanısı taşıdığı saptanmıştır.
- Ek bulgu olarak; mesane boynu kontraktürü hariç tutulduğunda, HoLEP sonrası 24 aylık dönemde üretral darlık nedeniyle cerrahi tedavi gereksinimi oranı %1,8 (209 hasta) olarak izlenmiştir.
Sonuç
Gerçek yaşam verilerine dayanan ve literatürdeki en geniş retrospektif veri tabanlarından birini sunan bu analiz, HoLEP cerrahisini takiben 1 yılı aşan uzun dönem kalıcı üriner inkontinans oranının (%4,8) literatürdeki tek merkezli akademik serilerle uyumlu olarak çok düşük düzeyde olduğunu kanıtlamaktadır. Aynı zamanda, uzun dönem inkontinans nedeniyle ikincil bir cerrahi prosedür gereksinimi de son derece nadir bir klinik olaydır. Operasyon kararı aşamasında kalıcı inkontinans konusunda endişe duyan hastalarda prosedür seçimi açısından bu sayısal veriler ve düşük komplikasyon oranları, preoperatif ürolojik danışmanlığın yönetimi için kritik önem taşımaktadır.



