Giriş
Prostat kanseri (PC) tanısıyla radikal prostatektomi (RP) uygulanan hastaların %20-40’ında biyokimyasal nüks (BCR) gözlenmektedir. BCR yönetiminde tek başına veya radyoterapi ile kombine edilen androjen deprivasyon tedavisi (ADT), sağkalım avantajı sağlasa da ciddi yan etkileri beraberinde getirmektedir. ADT kullanımı ile advers kardiyovasküler olaylar (ACE) arasındaki ilişki literatürde halen tartışmalı bir konu olup; randomize kontrollü çalışmalar ile gözlemsel çalışmalar arasında sonuç farklılıkları mevcuttur. Bu çalışma, RP sonrası BCR gelişen ve intermittan ADT alan hastalar ile tedavi almayan kontrol grubundaki uzun dönem ACE insidansını ve öngördürücü faktörleri karşılaştırmayı amaçlamaktadır.
Yöntem
Çalışma, Haziran 2002 ile Eylül 2019 tarihleri arasında tek bir cerrah tarafından robotik yardımlı radikal prostatektomi (RARP) uygulanan ve BCR gelişen 308 hastanın prospektif verilerinin retrospektif analizine dayanmaktadır.
• Gruplandırma: Hastaların 189’u “Tedavi Grubu” (TG – intermittan ADT alanlar), 119’u ise “Tedavi Almayan Grup” (NT – kontrol grubu) olarak sınıflandırılmıştır.
• ADT Protokolü: TG grubundaki hastalara 2 yıllık periyotlarda 4 döngü intermittan ADT (Lupron 45 mg/6 ay) uygulanmış; PSA ≥ 4.0 ng/ml olduğunda tedaviye yeniden başlanmıştır.
• Tanımlamalar: Birincil sonlanım noktası olan ACE; koroner arter hastalığı (CAD), aritmi, miyokard enfarktüsü (MI), iskemik inme, konjestif kalp yetmezliği (CHF), derin ven trombozu (DVT), pulmoner emboli (PE) ve periferik vasküler hastalık (PVD) bileşenlerinden en az birinin post-operatif dönemde gelişmesi olarak tanımlanmıştır.
• İstatistiksel Analiz: ACE öngördürücülerini belirlemek için tek değişkenli ve çok değişkenli lojistik regresyon modelleri, 15 yıllık kardiyak olay sağkalımı için Kaplan-Meier (KM) analizi kullanılmıştır.
Bulgular
• Klinik ve Demografik Veriler: Başlangıç verilerinde tedavi grubu (TG), daha yüksek preoperatif PSA seviyeleri, ileri patolojik evre ve yüksek Gleason skorları gibi daha agresif PC özelliklerine sahipti (p < 0.001). Ancak yaş, vücut kitle indeksi (BMI) ve takip süresi açısından gruplar arasında istatistiksel fark saptanmamıştır.
• ACE Prediktörleri: Tek değişkenli analizde yaş, Charlson Komorbidite İndeksi (CCI), BMI, tedavi durumu ve sigara kullanımı ACE için anlamlı öngördürücüler olarak bulunmuştur.
• Çok Değişkenli Analiz: Çok değişkenli lojistik regresyon modelinde CCI (p < 0.001) ve BMI (p = 0.003) ACE gelişimi için bağımsız prediktörler olarak belirlenmiştir. Tedavi durumu (ADT kullanımı), istatistiksel anlamlılığa yakın bir eğilim göstermiştir (p = 0.10).
• Uzun Dönem ACE Sağkalımı: 15 yıllık KM analizinde, TG grubunda ACE insidansı %54.4 iken NT grubunda %41.8 olarak saptanmış ve bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p = 0.026). ACE riskinin cerrahiden sonraki 10. yıldan itibaren TG lehine belirgin şekilde arttığı gözlenmiştir.
Sonuç
Bu çalışma, intermittan ADT kullanımının uzun dönemde artmış advers kardiyovasküler olay (ACE) riski ile ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle CCI ve BMI değerleri, ACE riskini belirlemede kritik prognostik araçlar olarak öne çıkmaktadır. Klinik pratikte, RP sonrası BCR gelişen ve 10 yıldan fazla yaşam beklentisi olan hastalarda ADT başlanmadan önce kardiyovasküler risk stratifikasyonunun titizlikle yapılması, düşük riskli nüks gruplarında aktif gözlemin (active observation) bir seçenek olarak değerlendirilmesi önerilmektedir. Agresif hastalık özellikleri ile ACE arasında doğrudan bir ilişki saptanmamış olup, kardiyovasküler morbiditenin birincil belirleyicileri hastanın demografik ve komorbidite profilidir.



