Giriş
Derin Ven Trombozu (DVT), genellikle bacak venlerinde olmak üzere büyük venöz sinüslerde akışın yavaşlaması veya bozulması sonucu ortaya çıkan ciddi bir vasküler patolojidir. Virchow triadı uyarınca DVT’ye neden olan üç ana faktör venöz staz, endotel hasarı ve hiperkoagülopati olarak sıralanmaktadır. Hastaneye yatış ve cerrahi girişimler, DVT için önemli predispozan faktörlerdir. DVT, ameliyat sonrası sık görülen ve önlenebilir bir komplikasyon olup, hastanede mortalitenin önde gelen nedenleri arasında yer alarak morbidite ve mortalitenin en önemli nedenlerinden birini teşkil etmektedir (hastane mortalitesinin %10’u).
Ürolojik cerrahide, radikal prostatektomi ve radikal sistektomi gibi radikal işlemler, uzamış hastanede kalış ve immobilizasyon gerektirmesi nedeniyle DVT riski açısından özel bir öneme sahiptir. Ayrıca, kompleks ürolojik prosedürler ve operasyon sırasındaki uzamış immobilizasyon venöz stazı artırarak trombüs oluşumunu kolaylaştırabilir. Onkolojik cerrahi geçiren hastalarda ise malignitenin kendisi hiperkoagülabilite yaratarak DVT riskini yükseltmektedir. Erken ve doğru değerlendirmenin zorluğu nedeniyle “sessiz katil” olarak adlandırılan DVT’nin preoperatif değerlendirilmesi, hasta optimizasyonu ve morbidite/mortalitenin azaltılması açısından hayati öneme sahiptir.
Bu çalışma, ürolojik cerrahi hastalarında preoperatif DVT riskini değerlendirmek ve bu riski önlemek için kullanılan yöntemleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel bir tasarımda gerçekleştirilmiştir.
Yöntem
Çalışma Tasarımı ve Örneklem: Akdeniz bölgesinde bir üniversite hastanesinin üroloji kliniğinde Şubat 2024 ile Haziran 2024 tarihleri arasında cerrahi girişim uygulanan hastalar, 18 yaş ve üzeri olma, okuryazar olma ve çalışmaya katılmayı kabul etme kriterlerini karşılamaları halinde çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışma, 120 hastadan oluşan bir örneklem ile tamamlanmıştır. Çoklu lineer regresyon analizi için gerekli minimum örneklem büyüklüğü 89 olarak belirlenmiş olup, çalışmanın gücü post-hoc analizde %99 olarak hesaplanmıştır.
Veri Toplama Araçları: Hastalara ait veriler, araştırmacılar tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, Autar DVT Risk Değerlendirme Ölçeği 2002 ve Hasta Takip Formu kullanılarak toplanmıştır.
Risk Değerlendirmesi: DVT riskinin değerlendirilmesinde Autar DVT Risk Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Ölçekten 0 ile 32 arasında skorlar alınabilmekte olup, daha yüksek skor daha yüksek DVT riskini işaret etmektedir. Ölçeğin kesme noktalarına göre:
- ≤ 10 puan: Düşük Risk.
- 11-14 puan: Orta Risk.
- ≥ 15 puan: Yüksek Risk.
İstatistiksel Analiz: Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra, bağımsız değişkenler (cinsiyet, yaş, sigara kullanımı, BMI) ile bağımlı değişken (DVT risk skoru) arasındaki ilişkiyi test etmek amacıyla Çoklu Lineer Regresyon Analizi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi P < .05 olarak belirlenmiştir.
Bulgular
Demografik Veriler ve Klinik Tanılar: Hastaların yaş ortalaması 54.89 ± 16.33 yıl (min: 20, maks: 86) olarak bulunmuştur. Hastaların %81.7’si erkek, %98.3’ü en az bir kronik hastalığa sahip olup, %28.3’ünün sigara kullanım alışkanlığı mevcuttur. Vücut Kitle İndeksi (VKİ) açısından hastaların %49.2’si normal, %24.2’si fazla kilolu ve %16.7’si obez gruptadır. En yaygın hastane yatış nedenleri sırasıyla böbrek taşı (%28.3), benign prostat hiperplazisi (BPH) (%26.7) ve mesane kanseri (%12.5) olmuştur.
DVT Risk Düzeyleri: Çalışmaya katılan hastaların ortalama DVT risk değerlendirme skoru 7.38 ± 3.29 (min: 0, maks: 15) olarak hesaplanmıştır. Hastaların risk gruplarına dağılımı aşağıdaki gibidir:
- Düşük Risk Grubu (≤ 10 puan): %82.5 (99 hasta).
- Orta Risk Grubu (11-14 puan): %15.8 (19 hasta).
- Yüksek Risk Grubu (≥ 15 puan): %1.7 (2 hasta).
Proflaksi Yöntemleri ve DVT İnsidansı: Hastaların yalnızca küçük bir kısmı (%1.7) preoperatif dönemde DVT gelişimini önlemek amacıyla tromboprofilaksi ilaçları kullanmıştır. İntraoperatif dönemde ise hastaların %12.5’ine kompresyon çorapları uygulanmıştır. Postoperatif dönemde, hastaların %55’i erken mobilize edilmiş, %14.2’si kompresyon çorapları kullanmış ve %1.7’si tromboprofilaksi ilaçları almıştır. Postoperatif dönemde hastaların %0.8’inde (1 hasta) DVT gelişimi gözlenmiştir. Literatürde ürolojik cerrahi sonrası VTE insidansının %0.42 ila %0.7 arasında olduğu rapor edilmiştir.
DVT Riski Belirleyicileri (Lineer Regresyon Analizi): Cinsiyet, yaş, sigara kullanımı ve VKİ’nin DVT risk skoru üzerindeki öngörücü etkisini inceleyen lineer regresyon analizi modeli anlamlı bulunmuştur (F = 19.426, P < .001). Model, varyansın yaklaşık %48’ini açıklamaktadır (Düzeltilmiş R^2 = 0.482).
DVT riskini istatistiksel olarak anlamlı düzeyde öngören değişkenler şunlardır (P < .05):
- Cinsiyet: Kadın hastaların DVT risk skorları, erkek hastalara göre 1.511 kat daha yüksek bulunmuştur (P = .011).
- Yaş: Hastaların ortalama yaşındaki 1 birimlik artışın, ortalama DVT risk skorunu 0.127 birim artırdığı tespit edilmiştir (P = .000).
- VKİ: Normal kilolu hastalara kıyasla, fazla kilolu hastaların DVT risk skorları 1.274 kat daha yüksek (P = .024), obez hastaların ise 1.701 kat daha yüksek bulunmuştur (P = .007).
Sigara kullanımı ise DVT risk skorunun anlamlı bir öngörücüsü olarak tespit edilmemiştir (P > .05).
Sonuç
Çalışma sonuçlarına göre, ürolojik cerrahi hastalarının büyük çoğunluğunda DVT riski düşük olmasına rağmen (%82.5), orta (%15.8) ve yüksek (%1.7) riskli hasta gruplarının varlığı dikkate değerdir. Elde edilen veriler, klinikte erken mobilizasyon, kompresyon çorapları ve farmakolojik proflaksi gibi kanıta dayalı yöntemlerin kullanıldığını göstermektedir.
Çoklu lineer regresyon analizi ile DVT riski için belirlenen istatistiksel olarak anlamlı öngörücüler cinsiyet, yaş ve VKİ’dir. Özellikle kadın hastaların, yaşlı hastaların ve obez/fazla kilolu hastaların DVT riski açısından daha yüksek skorlara sahip olduğu belirlenmiştir.
Bu sonuçlar doğrultusunda, DVT riski taşıyan hastaların bütüncül bir yaklaşımla, bireyselleştirilmiş protokollerle ele alınması gerektiği önerilmektedir. Klinik uygulamada DVT risk değerlendirmesi ve önlenmesinde standartize edilmiş risk sınıflama skalaları ve kılavuzlar eşliğinde daha etkili stratejilerin geliştirilmesi, postoperatif DVT insidansının ve komplikasyonlarının azaltılmasına katkıda bulunabilir.


